Selamun Aleyküm Kardeşlerim. Allah’ın Rahmeti, Selamı ve Bereketi hepimizin üzerine olsun İnşaAllah. Değerli kardeşlerim, hayatta en çok merak ettiğimiz, zihnimizi en çok kurcalayan, bazen bir fısıltı gibi aklımızın köşesinde duran, bazen de deprem etkisiyle ruhumuzu sarsan bir hakikat var: Kıyamet. Her şeyin bir anda nihayete ereceği o büyük gün, göklerin parçalanacağı, yıldızların söneceği, dağların yerle bir olacağı o dehşetli an… Acaba ne zaman gelecek? Biz o gün için ne kadar hazırlıklıyız? Bu sorular, asırlar boyunca insanoğlunun zihnini meşgul etmiş, farklı inançlarda ve düşünce sistemlerinde farklı cevaplar bulmuştur. Ancak bizler, Rabbimizin kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in ışığında bu sorulara cevap aramaya çalışacağız. Bazı insanlar, kıyamet gününün sadece bir inanç meselesi, uzak bir ihtimal ya da sembolik bir anlatım olduğunu düşünebilirler. Ancak Kur’an-ı Kerim, bu konuda son derece açık ve nettir. Yüce Allah, Zuhruf Suresi’nin 61. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz o (Kur'an), o saat (kıyamet) için bir bilgidir (bir delildir). Sakın onun hakkında şüpheye düşmeyin ve bana uyun. İşte bu, dosdoğru yoldur.” Bu ayet-i kerime, kıyametin kesinlikle vuku bulacağını, onun hakkında hiçbir şüphenin olmaması gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Kıyamet, bir hayal değil, kaçınılmaz bir gerçektir. Peki, en çok merak ettiğimiz soruya gelecek olursak: Kıyamet ne zaman kopacak? Bu soruya da Kur’an-ı Kerim, açık ve kesin bir cevap vermektedir. Yüce Allah, Araf Suresi’nin 187. ayetinde şöyle buyuruyor: “Sana o saati soruyorlar, ne zaman gelip çatacak diye. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. O'nun tayin ettiği vakitte ondan başkası onu açığa çıkaramaz. O, göklere ve yere ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” Bu ayet-i kerime, kıyametin tam olarak ne zaman kopacağını bilmenin yalnızca Allah’a mahsus olduğunu, bu bilginin hiçbir peygambere ve hiçbir kula verilmediğini açıkça beyan etmektedir. Kıyametin vakti, Allah’ın ilminde gizli bir sırdır. Ancak, Kur’an-ı Kerim bizleri bu konuda tamamen bilgisiz de bırakmamıştır. Allah Teâlâ, kıyametin yaklaştığını gösteren bazı alametlerden, bazı işaretlerden bahsetmiştir. Bu işaretler, adeta zamanın daraldığını fısıldayan, bizleri yaklaşan o büyük güne karşı uyaran birer ikaz niteliğindedir. Günümüzde şahit olduğumuz doğal afetlerdeki artış, toplumsal hayattaki çözülmeler, ahlaki ve manevi değerlerin altüst oluşu gibi pek çok olay, bu işaretlerden bazıları olabilir mi? Elbette ki bu olayların her birini kesin bir kıyamet alameti olarak değerlendirmek doğru olmasa da, genel anlamda dünyanın gidişatına baktığımızda, Kur’an ve hadislerde bildirilen bazı işaretlerle örtüşen durumların yaşandığını görmekteyiz. Ve sonra, bir an gelir… Her şey bir anda değişir. Alışık olduğumuz düzen bozulur, bildiğimiz dünya bambaşka bir hale dönüşür. İşte o büyük an gelmiştir. Kur’an-ı Kerim, bu anı ve o gün yaşanacak dehşetli olayları bizlere çarpıcı bir şekilde tasvir eder. Zilzal Suresi’nin ilk ayeti, “Yeryüzü o sarsıntısıyla sarsıldığında,” diyerek o büyük depremi, o şiddetli zelzeleyi haber verir. Tekbir Suresi’nin 6. ayeti ise, “Denizler kaynatıldığında,” ifadesiyle o gün denizlerdeki olağanüstü durumu, belki de lavlar gibi kaynayacağını bildirir. Hac Suresi’nin 2. ayeti ise o gün insanların dehşetinden akıllarını yitireceklerini, sarhoş gibi olacaklarını, ancak gerçekte sarhoş olmadıklarını, asıl sebepin Allah’ın azabının şiddeti olduğunu haber verir: “O gün insanları sarhoş gibi görürsün; oysa sarhoş değillerdir, fakat Allah'ın azabı çok çetindir.” Gökyüzü çatlayacak, yıldızlar düşecek, dağlar yerle bir olacak ve insanlık, daha önce hiç karşılaşmadığı o büyük gerçekle yüzleşecektir. Artık dünya hayatının geçiciliği, ahiretin ebediliği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır. O gün, inkâr edenler pişmanlık duyacak, salih ameller işleyenler ise Rablerinin rahmetiyle mükafatlandırılacaktır. Dolayısıyla, kıyametin ne zaman kopacağını tam olarak bilemeyiz. Ancak Kur’an-ı Kerim’in bize bildirdiği gibi, ansızın geleceği ve hazırlıksız yakalayabileceği bir gerçektir. Bu yüzden de her zaman hazırlıklı olmalıyız. Dünya hayatının geçiciliğini idrak ederek, ahiret yurduna yönelik ameller işlemeliyiz. O gün, hiç kimse kimseye fayda veremez. Mal, mülk, evlat, makam, mevki… Hiçbirinin o gün bir değeri olmayacaktır. İnfitar Suresi’nin 19. ayetinde buyrulduğu gibi: “O gün, hiç kimse hiç kimseye hiçbir şeyde fayda sağlayamaz. O gün emir yalnızca Allah'ındır.” O gün, tek geçerli olan şey, Allah’ın rızasını kazanmış bir kalp ve salih amellerdir. O halde, hazırlık bugünden başlamalıdır. Peki, bu hazırlık nasıl olmalıdır? Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti bize bu konuda yol göstermektedir. 1. Hakkıyla Allah’a Yönelmek: Hazırlığın ilk adımı, kalbimizi tüm dünyevi bağlardan arındırarak, samimiyetle ve ihlasla Allah’a yönelmektir. O’na kulluk etmek, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, O’nu her şeyden çok sevmek ve O’nun rızasını kazanmak için çaba göstermek en temel hazırlıktır. 2. Kur’an’ı Düzgünce ve Anlayarak Okumak: Kur’an-ı Kerim, Allah’ın biz kullarına gönderdiği son ve en mükemmel mesajdır. O, hayatımızın her alanında bize rehberlik eden, yolumuzu aydınlatan bir nurdur. Kıyamete hazırlanmanın en önemli yollarından biri, Kur’an’ı tecvit kurallarına uygun bir şekilde okumak, manalarını anlamaya çalışmak ve üzerinde derinlemesine düşünmektir. 3. Kur’an’ı Hayatımıza Rehber Edinmek ve Uygulamak: Kur’an sadece okunmak ve anlaşılmak için değil, aynı zamanda hayatımıza tatbik etmek için de gönderilmiştir. Onun hükümleriyle amel etmek, ahlakıyla ahlaklanmak, emir ve yasaklarına titizlikle uymak, kıyamet gününe yönelik en büyük hazırlıklardan biridir. 4. Hayatın Anlamını Yeniden Düşünmek: Dünya hayatının geçici ve aldatıcı olduğunu, asıl yurdumuzun ahiret olduğunu sürekli hatırlamalıyız. Sahip olduğumuz her şeyin bir imtihan vesilesi olduğunu, asıl amacımızın Allah’ın rızasını kazanmak ve ahiret yurduna güzel amellerle gitmek olduğunu unutmamalıyız. Kıyamet ne zaman kopacak, bilmiyoruz. Ama kesin olan bir şey var: Bir gün kopacak ve bu her an olabilirmiş gibi hazırlıklı olmalıyız. Dünya hızla akıyor ve sona doğru ilerliyor. Bizler de her geçen gün o büyük güne biraz daha yaklaşıyoruz. Bu kısa ömür sermayesini en iyi şekilde değerlendirmeli, Rabbimizin rızasını kazanacak ameller işlemeye gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki, Zilzal Suresi’nin son iki ayetinde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür.” O gün, yaptığımız her iyiliğin ve her kötülüğün hesabını vereceğiz. Zerre kadar bir iyilik dahi zayi olmayacak, zerre kadar bir kötülük dahi unutulmayacaktır. Karar senin, ey değerli kardeşim. Bugün bir adım atabilirsin. Kur’an’ı açıp okuyabilir, anlamaya çalışabilir ve gerçeği kendin keşfedebilirsin. Bugün tevbe edip geçmiş günahlarından arınabilir, yeni bir başlangıç yapabilirsin. Bugün salih ameller işlemeye başlayabilir, ahiret yurdun için hazırlık yapabilirsin. Bu kelimelerin daha fazla kardeşimize ulaşması, onların da Kur’an’ın nuruyla aydınlanmasına vesile olması için lütfen bu metni paylaşmayı, düşüncelerinizi yorumlarda belirtmeyi ve bu gibi içeriklerin devamı için destek olmayı unutmayın. Bu kanal, Allah’ın izniyle insanları Kur’an’a yönlendirmek, onları hakikate davet etmek için vardır. Sizin desteğinizle daha çok kişiye ulaşabilir, daha büyük hayırlara vesile olabiliriz. Rabbim hepimize hidayet versin, kalplerimizi Kur’an’ın nuruyla doldursun, bizleri kıyamet gününün dehşetinden muhafaza etsin ve cennetiyle cemaliyle müşerref kılsın. Bir sonraki videoda görüşmek dileğiyle Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.
