podcast

podcast

@Mahir İsik
0Usos
0Comparte
0Me gusta
0Guardado por

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de o dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Gümülcine’nin Eğridere kasabasında (bugün Bulgaristan sınırları içinde Ardino) dünyaya geldi. Babası bir subaydı ve görevi nedeniyle aile sık sık yer değiştirdi. Bu durum, onun farklı şehirleri ve insanları tanımasına, Anadolu’nun sosyal yapısını gözlemlemesine imkân verdi. İleride eserlerinde sıkça karşımıza çıkan “taşra hayatı”, yoksulluk, halkın yaşam mücadelesi ve insan ruhunun derinlikleriyle ilgili duyarlılığının temelleri de böylece çocukluk yıllarında atıldı. İlk öğrenimini değişik şehirlerde tamamlayan Sabahattin Ali, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu’nda eğitim gördü. Genç yaşta edebiyata ilgi duymaya başladı; şiirler, küçük hikâyeler yazdı. Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra Yozgat ve Konya’da öğretmenlik yaptı. Cumhuriyet’in yeni kurulduğu bu yıllarda, Anadolu insanını yakından tanıması onun yazarlık kimliğini daha da derinleştirdi. 1928’de Almanya’ya gönderilerek Almanca eğitimi aldı; bu süreçte hem dil hem de kültür anlamında kendini geliştirdi, dünya edebiyatını daha yakından tanıdı. Türkiye’ye döndükten sonra yeniden öğretmenlik görevine devam etti. Ancak hayatı yalnızca eğitim ve yazınla şekillenmedi; dönemin siyasi atmosferi ve düşünce dünyası, onun yaşamını da doğrudan etkiledi. 1932 yılında bir şiiri nedeniyle “Atatürk’e hakaret” suçlamasıyla tutuklandı ve Konya ile Sinop cezaevlerinde kaldı. Bu dönem onun hayatındaki en zor süreçlerden biri oldu; fakat aynı zamanda yazarlığının olgunlaşmasına da katkı sağladı. Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle çıkan genel af ile 1933’te serbest bırakıldı. Daha sonra Maarif Vekâleti’nde (Millî Eğitim Bakanlığı) çeşitli görevlerde çalıştı; çeviriler yaptı, devlet memurluğu yürüttü ve bir yandan da yazarlığını sürdü. Yaşadıkları, gözlemleri ve iç dünyasındaki çatışmalar eserlerine güçlü bir şekilde yansıdı. Sabahattin Ali’nin edebiyat hayatı, Türk edebiyatında çok özel bir yere sahiptir. İlk hikâye kitapları olan “Değirmen”, “Kağnı” ve “Yeni Dünya”, Anadolu insanının kaderle, yoksullukla ve haksızlıklarla mücadelesini gerçekçi ve içten bir dille anlatarak büyük ilgi gördü. 1937’de yayımlanan “Kuyucaklı Yusuf” adlı romanı, toplumsal gerçekçiliğin Türk edebiyatındaki önemli örneklerinden biri sayılır. Roman, adalet kavramını, aşkı, bireyin sisteme karşı duruşunu güçlü bir şekilde işler. 1940’ta yayımlanan “İçimizdeki Şeytan”, insanın iç dünyasındaki zayıflıkları, korkuları ve toplumsal baskılarla olan çatışmasını ele alır. 1943’te yayımlanan “Kürk Mantolu Madonna” ise onun en çok bilinen ve sevilen eserlerinden biri haline gelmiştir. Bu romanda yalnızlık, sevgi, insan ruhunun derinlikleri ve saf bir aşkın hüzünlü hikâyesi işlenir; özellikle son yıllarda yeniden keşfedilerek milyonlarca okura ulaşmıştır. Sabahattin Ali yalnızca bir romancı ve hikâyeci değil; aynı zamanda güçlü bir gazeteci ve mizah yazarıydı. 1940’lı yıllarda Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile birlikte çıkardığı “Marko Paşa” dergisi, dönemin yönetimini eleştiren mizahi yazılarıyla büyük yankı uyandırdı. Bu yayınlar nedeniyle defalarca soruşturma geçirdi, hapse mahkûm edildi, baskı gördü. Sanatı ve düşünceleri yüzünden sürekli izlenen, sınırlandırılan bir yaşam sürmek zorunda kaldı. Tüm bu baskılar, onun toplumla ve devlet mekanizmasıyla yaşadığı çatışmayı daha da derinleştirdi. Yaşamının son yıllarında ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılar altında kalan Sabahattin Ali, Türkiye’de rahatça yazıp yaşayamayacağı düşüncesiyle yurt dışına çıkmaya karar verdi. 1948 yılında Bulgaristan sınırından kaçak yolla geçmeye çalışırken şüpheli bir şekilde öldürüldü. Resmî kayıtlara göre bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü söylense de ölümüyle ilgili birçok tartışma günümüze kadar sürmüş, olayın ardında siyasi bir cinayet ihtimali olduğuna dair güçlü iddialar ortaya atılmıştır. Ölümü, Türk edebiyatı için büyük bir kayıp olarak kabul edilir. Sabahattin Ali, kısa sayılabilecek hayatına rağmen Türk edebiyatında derin izler bırakmıştır. Eserlerinde sıradan insanların dramını, sevdayı, umudu, adaletsizliği ve insan ruhunun en derin kırılmalarını son derece yalın, içten ve etkileyici bir dille anlatmıştır. Hem toplumsal gerçekçi bakışı hem de insan psikolojisini ustalıkla işleyişi onu edebiyatımızın en önemli yazarlarından biri yapmıştır. Bugün hâlâ eserleri büyük bir ilgiyle okunmakta, yeni kuşaklara ilham vermektedir. Onun hayatı; haksızlıklara boyun eğmeyen, düşüncelerini savunmaktan vazgeçmeyen, kalemiyle yaşamaya çalışan bir aydının trajik ama onurlu hikâyesi olarak hatırlanmaya devam etmektedir.

trSuaveTranquilo
Público
Muestras
Aún no hay muestras de audio