Bir akşam Amelia ve arkadaşı Ellen birlikte belgesel izlemeye karar verdi. Amelia'nın kuzenine, ölen büyük büyük babasından kalma eski belgesellerle dolu büyük bir kutu miras kalmıştı. İkili uzun süre kutuyu karıştırdı ancak ilgilerini çekecek bir belgesel bulamadı. Kutu neredeyse tamamen boşaldığında Amelia'nın eli kutunun sağ tarafındaki garip bir çıkıntıya takıldı. Merakla kartonu yırttığında iki kartonun arasına gizlenmiş eski bir CD kutusu buldu. Kutunun üzerinde "Ölülerin Yaşamı (Sıradan Bir Belgesel)" yazıyordu. Ellen şaşkınlığını gizleyemedi. Bu arşivi çok iyi bildiğini, ancak daha önce böyle bir belgeselle hiç karşılaşmadığını söyledi. İkisi de ilk kez görecekleri bu gizemli belgeseli izlemeye karar verdi. Kutunun içinden ön yüzü tamamen siyah bir CD çıktı. Televizyonun karşısına geçtiler. Ellen CD oynatıcıyı hazırladı ve Amelia'dan diski takmasını istedi. Ancak Amelia'nın içine açıklayamadığı bir korku çökmüştü. Sanki daha başlamadan bu belgeselden korkuyordu. Kararsız kaldığını gören Ellen diski elinden alıp cihaza yerleştirdi. "Bu saçma şeyden korkmuyorsundur herhâlde?" diyerek gülümsedi. Belgesel başladığında ilk dikkatlerini çeken şey süresinin yalnızca üç dakika olmasıydı. Belki de geri kalanı bozulmuştu. Oynatma tuşuna bastılar. Ekranda art arda mezarlar, tabutlar ve ceset fotoğrafları belirmeye başladı. Amelia'nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Ellen ise sessizce ekrana bakmayı sürdürüyordu. Tam otuzuncu saniyede Ellen kumandaya uzanıp belgeseli kapatacakken ekrandan boğuk bir ses yükseldi. "Ölüler sandığınız gibi ölü değildirler. Onlar, ölünce yaşamın başka boyutlarında varlıklarını sürdürürler. Bir ölü isterse sizinle konuşabilir." Bu sözler Ellen'a fazlasıyla saçma geldi. Hiç düşünmeden belgeseli kapattı. "Berbat bir belgeseldi. Ben lavaboya gidiyorum." dedi ve odadan çıktı. Amelia odada tek başına kaldı. Gözü saate ilişti. Saat 20.20'ydi. Dakikalar geçmesine rağmen Ellen geri dönmedi. Endişelenen Amelia onu kontrol etmek için lavaboya gitti. Kapıyı açtığında Ellen'ı yerde hareketsiz yatarken buldu. Vücudunda hiçbir yara ya da kan izi yoktu. Titreyen elleriyle arkadaşına dokunduğunda teninin buz gibi olduğunu hissetti. Nabzını kontrol etti ancak hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Panik içinde ambulansı aradı. Sağlık ekipleri kısa sürede geldi ve Ellen'ı hastaneye götürdü. Amelia da ambulansa binerek onunla birlikte hastaneye gitti. Bir süre sonra hastanede, üzeri beyaz bir örtüyle kapatılmış Ellen'ın cansız bedeninin başında gözyaşları dökerken adli tıp uzmanı yanına geldi. "Bu kişiyi ne zaman buldunuz?" diye sordu. Amelia şaşkınlıkla cevap vermeye hazırlanırken uzman sözlerini sürdürdü. "İlginç... Çünkü yaptığımız ilk incelemeye göre bu kişi en az üç gün önce hayatını kaybetmiş." O anda Amelia'nın zihninde belgeselde duyduğu o ürpertici cümle tekrar yankılandı: "Bir ölü... isterse... sizinle konuşabilir..."